English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified
                                 
Sitemizde siparişler sadece Adıyamandan alınmaktadır başka illere ürün gönderemiyoruz. Diğer illerden arayan takipçilerimize teşekkür ederiz ...
Duyurular & Kampanyalar :  Ürün ve sipariş modülümüz güncellenmiştir
İlişkide yapmamanız gerekenler
Açıklama
Ayın Ürünü Butik Pasta
Açıklama
Doğal yoldan kilo verme
Açıklama
Hamileler ve yeni anneler neyi, nasıl yemeli?
Açıklama
Üyelik Girişi
KADIN KULÜBÜ
Sosyal Medyada Gulabla

 

Güney Doğu Anadolu

Güneydoğu Anadolu gezilecek yerleri

Adıyaman

Diyarbakır - ergani

Şanlıurfa - balıklı göl

Gizemli köyler, görkemli konaklar, azametli bir tarih Güneydoğu’ya gidilir, hem de düşünmeden
Uzun yıllar, turizmin üvey çocuğuydu. Hiç şımartılmadı, şımarmaya pek fırsatı da olmadı. Zorlu coğrafyası, imkansızlıkları, göçleri, acıları ve yalnızlığıyla, Güneydoğu birkaç yıl öncesine kadar, turistler için ‘’korku’’ uyandıran, sakınılan bir bölgeydi, ‘’öteki Türkiye’’ydi...

Sarsıntılı yılların ardından, burası bir film setine çevrildi. O güne dek bilmeyenler ve bilmek istemeyenler, sonunda o gizemli köylerle, görkemli konaklarla, azametli bir tarihle ve ‘’egzotik’’ halklarla tanıştılar. Kendi toprağının ve insanının cahili olanlar, yabancılardan çok sonra, geç de olsa Güneydoğu’yu keşfetti. Bu ülkenin sahip olduğu en büyük iki hazinenin; kültürel zenginlikle gerçek konukseverliğin cevherinin bu bölgede olduğu fark edilmişti artık.

Hava kararınca seyahat edilmediği, adım başı kimlik kontrolünün yapıldığı günlerden bugüne bölgede çok şey değişti. Güneydoğu bugün hálá hem göçü, hem de geri dönüşleri yaşıyor. Kendi halkı kendi toprağına dönmeye başladı bile. Artık Güneydoğu’nun, diğer bölgelerden geri kalır yanı yok. Örneğin, bir Mardin modasıdır gidiyor. Şaşırmamalı, masalları kim sevmez? Kentin teraslarından birinde durunca, kendinizi Mezopotamya Ovası üzerinde, bir güvertede sanırsınız. Taş evlerin kenti sarıdır, tıpkı kokusu çarşısından yayılan leblebisi gibi... Mardin’den biraz uzaklaşınca, kuş uçmaz kervan geçmez bir coğrafyada terk edilmiş köyleri, sessiz manastırlarıyla Midyat, zamanın durmuş olduğu kuşkusunu uyandırır.

Kıraç topraklara yayılmış Tur Abdin köylerinin bekleyişi, biraz da bereketli Dicle Vadisi’nin keyfini sürememiş, neredeyse yarım asırdır her sabah sulara gömülme kabusuyla uyanan Hasankeyf’in çaresizliğini andırır. O, bir taraftan turistlerini bekler, bir taraftan da üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan baraj projesinin sonucunu. Ya kadim kent Diyarbakır? Bir kent bu kadar mı karakterli olur? Ve karanlıklardan silkinip kendisine ışık dolu bir yol açmak için bu kadar kararlı? Son yıllarda, kendi küllerinden dirilen Diyarbakır, bölgenin tarihine ve kültürüne en çok sahip çıkan kenti. Genç ruhu, yazar ve çizerleriyle, Güneydoğu’nun nabzının attığı yer.

Güneydoğu’ya gidilir... Hem de ikinci bir kez daha düşünmeden...

İdeal zaman nisan sonu ve mayıs ayı boyunca ya da eylül ortasından ekim sonuna kadar. Örneğin nisan ayında Diyarbakır’da ortalama sıcaklık 14 iken mayısta 20 dereceye çıkar. Eylülde 25 derece olan sıcaklık ekimde 18 dereceye düşer. 95 km. güneydeki Mardin’de de çok farklı değil.

GEREKLİ TELEFONLAR

Mardin Belediyesi 0482 212 13 48

Mardin Turizm Danışma Mardin Valilik Binası Kat 2, Yenişehir, 0482 212 74 06, http://www.mardin.gov.tr/

Mardin Devlet Hastanesi 0482 212 24 95

Midyat Belediyesi 0482 462 29 80

Hasankeyf Belediyesi 0488 381 20 01

Batman Belediyesi 0488 213 27 59

Batman İl Kültür Müdürlüğü 0488 213 27 59 (237)

Batman Emniyet Müdürlüğü 0488 213 90 92

Batman Devlet Hastanesi 0488 221 14 44

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi 0412 229 48 80

Diyarbakır İl Turizm Müdürlüğü 0412 221 78 40

Diyarbakır Turizm Danışma 0412 221 78 40- 0412 221 21 73.

Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Bölgesel harita ve Diyarbakır hakkında her türlü bilgi ve CD’ler. 0412 228 35 55

Diyarbakır Devlet Hastanesi 0412 228 96 42

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 0412 228 95 10

Nasıl gidilir

Mardin- Midyat yoluna girmeden önce, iki seçeneğiniz olduğunu bilmelisiniz. Biri doğuya doğru Ömerli üzerinden giden 70 km.’lik tekdüze yol, diğeriyse 40 km. daha uzun olan, kuzeye doğru Savur’a çıkan ve daha sonra doğuya Midyat’a devam eden güzergah. İki yol da asfalt ve ikisi için de Mardin merkezden tabela var. Midyat’a acele gitmek istiyorsanız, merkezden Ömerli/ Midyat tabelasını, ilginç duraklarda mola vererek yol almak içinse, önce Midyat tabelasını, 10 km. sonra da yolun solundaki Savur tabelasını takip etmelisiniz. Önce Mardin’e 47 km. mesafedeki Savur var. Buraya Mardin’in nefes alan, sulak topraklı kırsalı demek yanlış olmaz. Ceviz ağaçlarının, üzüm bağlarının olduğu, meyvelerin sebzelerin yetiştiği Savur, bölgenin vahası adeta. 15 Ekim’den itibaren bağbozumu zamanı. Savur’a vardığınızda, iki yere uğrayabilirsiniz. Biri, emekli öğretmen İsa Bey’in, kişnişli alabalığıyla ünlü, bahçe içindeki lokantası. Diğeriyse Öztürk ailesinin turistlere açık olan, tipik Mardin evleri mimarisindeki muhteşem evi. Nevin Öztürk’ün iki asırlık evinde kahve içebilir, yöresel yemekleri tadabilir ve hatta programınıza uyarsa bir gece burada konaklayabilirsiniz. Nevin Hanım son derece kibar ve biraz da utangaç olduğundan, siz ilgilenmezseniz aile yadigarı eşyalarını göstermez. Ama mutlaka kendisine evi birlikte dolaşmayı teklif edin; kar beyazı, dantelli sedirler, pirinç karyolalar ve tavan arasından çıkarılıp tamir edilen antika sandalyeler sadece ender parçalar olmalarıyla değil hikayeleriyle de dikkatinizi çekecek. Nevin Hanım’a bir akrabasının uzun uğraşlardan sonra çıkardığı aile ağacını sorun. Bu köklü Midyatlı ailenin köklerini incelemek size ilginç gelebilir.

LABİRENTLER ŞEHRİ

Savur’a 10 km. mesafede, eski adıyla Kıllıt, yeni adıyla Dereiçi Köyü var. Tamamıyla taş evlerden oluşan ve bir kilisesi bulunan bu eski Süryani köyü, yıllardır bir hayalet köy görünümünde. Bazı harap evlerde hálá yaşanıyor, bazıları ise restore edilip kapısına kilit vurulmuş. Yurtdışında yaşayan ve 20 küsur yıl sonra köyüne gelerek, metruk evinin tamiratıyla uğraşan Süryaniler’e rastlayabilirsiniz. ‘’Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir: Diyarbakır’’, ‘’Diyarbekir diyarım, yitirmişem yanarım’’ ve son çıkan ‘’İsyan Sürgünleri’’ adlı kitapların yazarı Diyarbakırlı Şeyhmus Diken’in bir gazeteci dostuna anlattığı, yıllar öncesinden bir olay, bu Süryani köyünde geçer. Diken, köyde Muhtar Cercis’le dere ağzında oturup, köy şarabı içmektedir. Birden, köyden bir ezan sesi yükselir. Şeyhmus Diken şaşırır: ‘’Bildiğim kadarıyla köyünüzde Müslüman yok. Bu cami ve ezan neyin nesi?’’ diye sorunca, Cercis ironik bir tavırla açıklar durumu: ‘’Devletin işidir, bilinmez. Bir de müezzin atadılar. Orası da Tanrı’nın evi. Bazen ayıp olmasın diye, biz Süryaniler gidip hocanın arkasında saf tutuyoruz.’’

Dereiçi’nden, Şenköy üzerinden devam ederek, 50 km. sonra Midyat’a varılır. Eski Midyat’a 2 km. mesafede Estel, yani yeni yerleşim var. Burada Arapça da konuşuluyor. Midyat’ın merkezinde ilerlerken, burası ilk bakışta, bir tepenin yamacına kurulmuş olan Mardin kadar etkileyici görünmez. Ancak köhne sokaklardan ve yıkık dökük binaların arasından geçerken, ikinci bir bakışla, aslında Midyat’ın eski kısmının bir bütün olarak ne kadar çarpıcı olduğunu fark edersiniz. En doğrusu, bu labirentler şehrini yürüyerek gezmek. Midyat, eskiden bir Süryani yerleşimiydi ancak zaman içinde fazlasıyla göç verdi. Burada gecelemeseniz bile, Midyat’ın tek konaklama yeri Devlet Konukevi’ne (0482 464 07 19) uğrayın. Hem bu muhteşem binayı görmeli, hem de terasından Midyat’ı seyretmelisiniz. Buradan Midyat ve yaşamı hakkında başka bir perspektif elde edeceksiniz. Usta bir taş işçiliğiyle yapılmış bu eski Süryani evi, otele çevrilmeden önce çok iyi bir restorasyon görmüş. Evin sahibi, nasıl olmuşsa bu muhteşem yapıyı satmaya razı olmuş. Terası, uçsuz bucaksız bir coğrafyada, yıldızların altında Midyat manzarasına karşı oturmak için ideal. Odalar zeminden ısıtmalı ve bir oda 1948 tarihli.

Güneydoğu’da önemli yaşam alanları olan damlar burada da yaz aylarında canlanır. Her evin damında, en az bir taht vardır. Damlarda biberler, pestiller kurutulur, akşamüstleri tahtlarda sohbet edilir ya da sıcak yaz akşamlarında yıldızların altında uyunur.

Mardin ve Midyat’ta, göçlerin ardından geriye kalan Süryaniler’in çoğu, 2 bin 500 yıllık bir zanaat olan telkariyle geçiniyorlar. Telkari, tamamıyla el işi olan bir gümüş işleme sanatı. Gümüş, ince tel halinde dökülüyor, bükülerek küçük motifler yapılıyor ve bu motiflerin biraraya getirilmesiyle, farklı takılar ve dekoratif eşyalar ortaya çıkarılıyor. Gerçekten de bu köklü deneyimi miras almış Süryaniler’in elinden çıkan telkarideki işçilik çok çarpıcı.

Mardin ve Midyat’ta göç iki türlü de yaşanıyor. Evlerini terk eden Süryaniler olduğu gibi, yavaş yavaş, yıllar sonra bölgeye geri dönenler de var. Devlet Konukevi gibi bir başka görkemli binada, bir zamanlar askeri hastane olan Eski Hastane’de, 25 yıldır oturan Alptekin ailesi, Midyat’ı hiç bırakmayan Süryaniler’den. Müsait olduklarında, meraklıların bu asırlık binayı gezmesine izin veriyorlar.

MARDİN- MİDYAT EŞİĞİ

Midyat’tan doğuya, İdil’e devam eden yol, 24. km.’de sola ayrılır. Yaklaşık 2 km. içerideki Deyrülumur (Mor Gabriel) Manastırı (09:00- 11:30 ile 13:00- 16:30 arası açık. 0482 462 14 25, 0482 462 12 57), Midyat güzergahının dışında sık uğranan duraklarından biri. 1606 yıllık bu haşmetli manastırda, sizi bu çevreden ya da Nusaybin’den gönüllü gençler gezdirir. Sabah 5’te başlayan pazar ayinleri, seyretmek ya da katılmak isteyen herkese açık. Ayin yerindeki, 150 yıllık, gümüş kaplama, el yazması İncil, 1991’de Iraklı bir ressamın duvarlara yaptığı resimler ve manastırın kibrit çöpünden yapılan ve beş yılda tamamlanan maketi görmeye değer. Manastırda bulunan din adamlarının mezarlarının küçük boyutlarda olması, bir saygı göstergesi olarak, sandalyeye oturtularak gömülmüş olmalarından kaynaklanıyor. 14 rahibe ve iki rahibin yaşadığı manastırda, rahibeler ziyaretçilerle sosyalleşmemeyi tercih ediyorlar. Önceden haber verirseniz, bir ihtimal bu büyülü ortamda bir gece geçirebilirsiniz.

Midyat’a bağlı, her biri bir tepe üzerine kurulu Tur Abdin köyleri, yani ‘’Mardin- Midyat eşiği’’, vakti olan ve sıradanın dışına çıkmak isteyenlerin keyif alacağı bir bölge. Midyat’a yakın olmalarına rağmen, haritalarda bulmakta zorlanacağınız bu köyler, kuş uçmaz kervan geçmez bir coğrafyadaki terkedilmişlikleriyle, uzaktan olduğu kadar yakınlaştığınızda da gizemlerini koruyor. Midyat’tan doğuya, İdil yönüne doğru çıkar çıkmaz, eski Midyat’ın içinden sapan toprak yol, bir süre sonra asfalta dönüşür ve 13. km.’de Gülgöze’ye ulaşır. Eski adıyla Ayn Wardo, yeni adıyla Gülgöze Köyün’deki küçük Mar Had Bşabo Kilisesi’nin alçak kapısı dev bir anahtarla açılıyor. Anahtar, köyde yaşayan İmanuel’de. Bu küçük kilisenin, mağara tarzı, labirentli odaları, alçak geçitleri, giriş kapısı ve dev anahtarı, neredeyse gerçeküstü. Köyün papazı hastalanıp Amerika’ya gittiğinden, şimdilik ibadet için komşu köyden papaz çağırıyorlar. Köyde fazla yaşayan yok ancak genç yaşta köyden yurtdışına gidenlerin bazıları, şimdi evlerini tamir ettirmek için dönüyorlar. Tur Abdin köyleri içinde, 1990’larda tamamıyla boşaltılmış ortaçağ köyü İzbırak (Zaz) ve Anıtlı (Hah) da uğramaya değer. Tur Abdin köylerinin en uzak ancak en ilginçlerinden biri olan Anıtlı’da, 4. yüzyıla ait Meryem Ana (El Hadra) Süryani Kilisesi görülmeli. Her yıl 15 Ağustos’ta, İstanbul, İsveç ve civardan Süryani aileler ibadet etmeye geliyorlar. İzbırak, Midyat’ın kuzeydoğusunda, Dargeçit yönünde 21 km. mesafede. Anıtlı ise İzbırak’tan biraz sonra sağa ayrılan sapaktan 5 km içeride.

MAYINLI TOPRAKLAR

Midyat’ın 50 km. güneyindeki Nusaybin’e inerek, buradan tekrar 55 km. mesafedeki Mardin’e dönebilir ya da kuzeye çıkarak Hasankeyf ve Batman üzerinden 200 km. mesafedeki Diyarbakır’a ulaşabilirsiniz. Midyat’tan Hasankeyf 45 km. Batman’ın 30 km. kuzeyinde, Diyarbakır- Bitlis yolunda ve Batman Çayı üzerindeki, dillere destan Malabadi Köprüsü oldukça görkemli. Renkli taşlarla inşa edilmiş, tek kemerli köprü, 1147’den kalma.

Nusaybin- Midyat güzergahı, yemyeşil bir yol. Bir yanında akan ‘’Beyaz Su’’ yani Çatak Çayı ile birlikte kıvrıla kıvrıla devam ediyor. Tepelerde, boşaltılmış ya da terkedilmiş köyler var. Mardin ve Midyat’la karşılaştırıldığında, Nusaybin’in özgün bir karakteri yok. Karakterini daha çok çarşısı ve dükkanlar belirliyor. Suriye ve İran’dan gelen parlak kumaşların ve puşuların satıldığı dükkanlara, gruplar halinde bölgenin kadınları ve tek tük turist uğruyor. Elektronik eşya dükkanları da oldukça yaygın. Türkiye- Suriye sınırında, çarşıdan yürüyerek sadece beş dakika mesafede, sınır insanları birbirlerini karşılıyor ve uğurluyorlar. Nusaybin’in merkezindeki Mor Yakup Manastırı, Mor Şabo ve 11 öğrencisinin şehitliğine kadar Mecusi tapınağıydı. Manastır, M.S. 328 yılında tapınak kalıntıları üzerine, Mor Yakup’un ölümünden sonra, adına ithafen inşa edilmiş. 19. yüzyıla kadar rahiplerin yaşadığı, çarpıcı bir taş işçiliğine sahip manastırda, Mor Yakup’un türbesi var.

Nusaybin’den kuzeybatıya Mardin’e devam eden yol üzerinde, kilometreler boyunca çit, Türkiye ile Suriye arasındaki mayınlı toprakların birkaç adım ötede olduğuna işaret eder. Nusaybin’den 20 km. mesafedeki, Oğuz Köyü sapağını atlamayın. Bir zamanlar eski Mezopotamya bölgesinin en ünlü kenti olan Dara, Büyük İskender’le Dara’nın savaşına da sahne olmuş. İpek Yolu üzerindeki, Darius’un antik kentinin harabeleri bugün Oğuz Köyüy’le içiçe. Köyün çocukları, buraya gelen çoğunluğu yabancı turiste harabeleri gezdiriyorlar.

MARDİN

Ayaklarının dibinde sarı bir deniz gibi Mezopotamya Ovası

Mardin’in ayaklarının dibinde uzanan, bereketli Mezopotamya Ovası, adeta sarı bir deniz gibidir. Güneşe tapan putperestler de burada yaşadı, Müslümanlar da, Hıristiyanlar da (Süryani, Ermeni, Katolik, Protestan)... Göçebe aşiretleri de oldu Mardin’in, yerleşik halkları da... Diller, dinler, mezhepler, camiler ve kiliseler, manastırlar ve medreseler bu kentte, birbirlerinden bir sokak ötede varoldular. Bugün Mardin’in nüfusu Türkler, Araplar, Kürtler ve Hıristiyan Süryaniler’den oluşuyor.

Kentte yapıların hepsinin yüzü güneye, Mezopotamya’ya bakıyor. Kent turuna Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayabilirsiniz. Meydandaki otoparkın hemen üzerindeki Mardin Müzesi (Halk Kütüphanesi binası, Meydanbaşı, 0482 212 16 64), burada sergilenen, M.Ö. 4 binden M.Ö. 7. yüzyıla kadar olan döneme ait eserlerin yanısıra aslında eski bir konak olan, etkileyici binasıyla da vakit ayırmaya değer. Biri arkeolojik diğeriyse etnografik iki salonun bulunduğu müzede Sümer, Asur ve Urartu dönemlerine ait eserlerle birlikte Yunan ve Roma dönemi heykel ve sikkeleri de sergileniyor. Nusaybin yakınlarında yapılan bir kazıda çıkarılan Asur dönemine ait buluntular da burada görülebilir.

Müzenin hemen bitişiğindeki, Mardin’in en büyük kilisesi olan Meryem Ana Kilisesi kısmen yıkık ancak içeri girebilirseniz, kemerleri, duvarlarda aziz portrelerini ve Meryem Ana ikonunu görebilirsiniz. Buraya yakın, iki daha küçük kilise var. Şar Mahallesi’ndeki, Kırklar Kilisesi’nde (Mor Behnam, 0482 212 10 39), akşamüstü beş civarında, Ortodoks Süryaniler’in ayinini seyredebilirsiniz. 5. yüzyıldan kalma yapı, bugün Mardin Metropolitlik Kilisesi. 400 yıllık ahşap mihrap kapıları, 1500 yıllık kök boyalı baskı perdeleri, taş oymacılığı ve avludaki çan kulesi dikkat çekici. Kapısı çoğunlukla açık olan kilise, yüksek duvarların arkasında kaldığından önünden geçip gitmemek için, başınızı gökyüzüne kaldırıp çan kulesini arayın. Papaz Gabriel Akyüz, kilise ya da Süryanilik hakkında bilgileri memnuniyetle veriyor.

Cumhuriyet Meydanı’nın güneyindeki Latifiye (Abdüllatif) Cami, 1371 tarihli. Minber ve mahfili, Selçuklu ahşap işçiliğinin özgün örneklerinden olan ve doğudaki taç kapısı dikkatinizi çekecek cami, Mardin’deki en iyi korunmuş yapılardan biri. Mardin merkezde göreceğiniz tabela kirliliği ve betonlaşma, kenti güneyden, uzaktan seyrederken hissettiğiniz heyecanı alıp götürse de, yer yer rastlayacağınız ihtişamlı, taş binalar bu hayal kırıklığını bir ölçüde azaltacaktır. Ana cadde olan 1.Cadde’den ilerlerken, kuzeyde, üç kemerli cephesiyle, güzel bir konak göreceksiniz. Buradan birkaç yüz metre ileride, Medrese Mahallesi’nin kuzeyinde, 1385 tarihli Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi var.

Yukarıya çıkıp, Mardin üzerinden Suriye’yi seyredebilirsiniz ya da Şar Mahallesi’nin dar sokaklarına inerek abbaraların altından geçebilirsiniz. Subari, Sümer, Babil, Mitani, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdani, Selçuklu, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavi ve Osmanlı dönemlerine şahit olan Mardin Kalesi, ovadan 1000 metre yükseklikte.

Cumhuriyet Meydanı’nın doğusunda, Mardin’deki camilerin en eskisi olan Ulu Cami, 12. yüzyıl Artukoğlu yapısı. Avlusundaki asmaların gölgesi, sıcak günlerde mola vermek için bire bir. Latifiye Camii ile Ulu Cami arasında Mardin’in çarşıları var. Kentin batısındaki, 15. yüzyıla ait yapı Kasım Paşa (Kasımiye) Medresesi, günbatımı için en güzel noktalardan biri.

SÜRYANİLER’İN ANAYURDU

Bu bölge, aynı zamanda Süryaniler’in anayurdu. I. Dünya Savaşı sırasında Süryani cemaatin büyük bir bölümü Türkiye’den ayrılmış, patrikhane de önce Humus’a sonra Şam’a taşınmış. Bir grup Süryani de, 1970’lerde göç etmiş. Mardin’e günübirlik gelenlerin, kentin 4 km. güneydoğusundaki, bin yıldır ibadetin sürdüğü Deyrulzafaran Manastırı’nı (Yazın, 09:00-11:30 ile 14:00-17:30; kışın 08:00-13:30 ile 13:30-16:00 saatleri arasında açık. 0482 219 30 82) görmeye geldiklerini tahmin etmek zor değil. Rahiplerden biri şöyle anlatıyor: ‘’Bundan yaklaşık 1600 yıl önce, güneşe tapanlar, kendilerine bir tapınak aramışlar. Öyle bir tapınak yapmak istemişler ki, bütün Mezopotamya Ovası önlerinde uzansın, ama aynı zamanda da tapınak dağların arasında kaybolsun.’’ Manastır, Güneydoğu’daki Süryani kiliseleri içinde en önemlisi. 1116 ve 1932 yıllları arasında bütün patrikhanelerin merkezi kabul edilmiş. Duvarları safran sarısı olan manastırla ilgili bir rivayete göre, manastırın sıvasında bir zamanlar burada yetişen safran çiçekleri kullanılmış. Deyrulzafaran da hem rengini, hem de ismini bu çiçeklerden almış. Manastırın metropoliti, 65 doğumlu, Oxford mezunu Saliba Özmen.

HASANKEYF

Mağara sakinlerinin başkenti

Ilısu Barajı’nın suları altında kalma tehdidiyle, neredeyse yarım asırdır diken üstünde bir yaşam süren, 10 bin yıllık bir tarihe sahip, ortaçağ kenti Hasankeyf’in halkı elindeki imkanlar elverdiğince, turizmine yükleniyor. Yapımı planlanan baraj nedeniyle yıllardır Hasankeyf’te yatırım yapılamadığı gibi sanayi gelişmediğinden de göç durmuyor. Bu kendini geliştirememiş, ufak çapta tarım ve hayvancılıkla geçinmeye çalışan yerleşimin atmosferine en çok işsizlik ve belirsizlik hakim. En büyük çıkmazsa, bu muhteşem kültürel zenginliğin, etkin bir turizme ve ekonomik zenginliğe dönüştürülememesi.

1986’dan beri, arkeolojik kazıların sürdüğü ve yılda sadece yaklaşık 20 günlük bir kazı çalışmasının yapılabildiği Hasankeyf, yavaş yavaş gün ışığına çıksa da yılda 3.8 milyar kilovatsaat enerji üretecek Ilısu Barajı’nın yapılmasıyla, 75 köyüyle birlikte Hasankeyf ‘in tamamının, 100 köyün de kısmen su altında kalacağı ve 78 bin insanın göçe zorlanacağı gerçeği, en küçük bir umuda bile fırsat tanımıyor. Vadi içinden akan Dicle Nehri kıyısındaki Hasankeyf, bugün Dicle’nin getirdiği berekete bel bağlamış durumda. Vadi içindeki verimli tarım alanlarında seracılık yapılıyor. Nehirde alabalık avlanıyor. Tarıma elverişsiz alanlarda, meralarda hayvancılık yaygın. Eğer baraj yapılırsa, Dicle Vadisi’nde 160 km boyunca uzanan ve yöre halkının geçimini sağladığı verimli topraklar da yol olacak.

Kentin kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, tarihinde Roma, Bizans, Sasani ve Arap hakimiyetinin izleri var. İnşa edildiği arazinin kolay işlenebilmesi sayesinde, Hasankeyf’in çevresindeki doğal mağaralar, antik çağın ilk yerleşimlerinden oldu. Eski adı Hesno d-Kifo olan Hasankeyf, bir zamanlar Süryani Metropolitlik merkeziymiş. Kifo, Süryanice ‘’kaya’’ anlamına geliyor. Diyarbakır ile Dicle’nin aşağı kısımlarında, şehir ve kasabalar arasında nakliyat, ilk zamanlardan beri su yolu ile yapılırdı. Diyarbakır’dan güneye doğru giden anayol, Dicle vadisini takip ederdi. Bu nedenle, Diyarbakır- Cizre yolu üzerinde, Dicle Nehri’nin doğu kıyısındaki Hasankeyf, asırlar boyu stratejik ve ekonomik açıdan, kara ve su yolları üzerinde önemli bir konumda oldu.

Dicle Nehri kenarında, 100 metrelik bir kaya kütlesi üzerinde yükselen, zamanında Roma İmparatorluğu’nun en önemli üslerinden, muhteşem kale kaçırılmamalı. İçinde tam 2 bin mağara var. ‘’Mağara sakinlerinin başkenti’’ deniyor Hasankeyf’e. Kaledekiler dahil, eski çağlardan beri yaşanan, büyük küçük, yaklaşık 5 bin mağara var. 70’lere kadar da halkın yüzde 90’ı yine mağaralarda oturmayı sürdürüyormuş. Bugün hálá mağaralarda yaşayan ve ulaşımını eşekle sağlayan birkaç aile var.

Kalenin tepesinden bakınca, iki ayağı da Dicle Nehri’nin içinde olan Hasankeyf Köprüsü’nü göreceksiniz. Dünyanın en büyük taş köprüsü olduğu söyleniyor ve Asur döneminden kalma olduğu tahmin ediliyor. Küçük Saray’da izolasyon ve esneklik sağlamak için, yapının tavanında kullanılan küpçükler gözünüzden kaçmasın. Bir mühendislik harikası olan minaresi, güzel taş işlemesi ve minaresindeki çıkanların birbirini görmesini engelleyen çift merdiveniyle El- Rızk Camii görülmeli. Hasankeyf’te konaklama ve lokanta konusunda büyük bir beklenti içinde olmamalısınız. Çoğu turist buraya Diyarbakır’a giderken uğruyor. Yazın, Dicle Nehri’nin kıyısında, masalarını suyun içine yerleştiren, çardak tarzındaki lokantalarda alabalık yemek mümkün. İsteyenler için mağaralarda da yemek organize ediliyor.

3 bin yıllık surların, kalkan balığı gibi sardığı şehir

DİYARBAKIR

Güneydoğu’nun, Mardin kadar güzel, bir başka kenti de Diyarbakır. Mezopotamya’nın kuzeyinde, Dicle Nehri’nin yukarı havzasında, siyah bazalt surların içinde, 7 bin 500 yıllık bir tarihin sahibi. Kente güneyden yaklaşırken, Diyarbakır kalesi ve surları, bir bütün olarak karşınıza çıktığında, oldukça etkileyici. Surlar, kentten geçen uygarlıkların izlerini taşıyor. Kalenin dört yöne açılan, dört ana kapısı (Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı) var. Volkanik Karacadağ’dan çıkan bazalt taşlarıyla yapılan surlar, bugün Suriçi denilen eski Diyarbakır’ı bir kalkan balığı şeklinde kuşatıyor. M.Ö. 3 bin yılına tarihlendirilen surlar, 5 km. uzunluğunda, 10-12 metre yüksekliğinde ve 3- 5 metre genişliğinde. Dış surlar üzerinde, tam 82 burç var. En önemlileri Keçi Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Ben-u Sen Burcu ve Nur Burcu. Mardin Kapı’nın doğusundaki Keçi Burcu, inşa edilenlerin en büyük ve en eskisi. Buradan, göz alabildiğine Hevsel Bahçeleri, Dicle ve On Gözlü Köprü görünüyor.

Bir günde gezilemeyecek kadar zengin bir kent olan Diyarbakır’ın yemek kültürü ve çarşıları da karakterini koruyabilmiş. Ulu Cami civarındaki çarşıları dolaşın, yaklaşık 30 medeniyetin sığındığı, geceleri aydınlatılan olağanüstü surlar boyunca yürüyün, kahvaltıcılardan eritme örgü peyniri alıp, Hasan Paşa Hanı’nda kahvaltı edin, Dicle üzerindeki On Gözlü Köprü’den yürüyerek geçin, Dört Ayaklı Minare’yi, Mimar Sinan’ın camilerini, Surp Giragos Ermeni Kilisesi’ni ziyaret edin, bir akşam Pavyonlar Sokağı’nda, kaldırımda oturup, seyyar mırracıdan mırra için...

Kentin tam ortasındaki meydanda, Diyarbakır’ın en ünlü tarihi yapısı, Anadolu’nun ilk camisi, İslam dünyasının beşinci Harem-i Şerif’i (Kutsal Mabet) Ulu Cami (Camii Kebir) var. 1400 yıldır cami olarak kullanılan yapı, M.S. 639’da, İslam orduları kenti fethedinceye kadar Süryanilere ait Mar Toma Katedrali’ydi. Roma döneminden önce de, ateşe tapanların açık ibadet yeriymiş. Kentin kurulduğu günden beri ibadetin kesintisiz sürdüğü bu yapı, 200 yıl öncesine kadar İslam’ın dört mezhebinin birarada inançlarını ifade ettiği bir yerdi.

GÜZEL KOKULU MİNARE

Ulu Cami’nin kapılarından Sipahi Pazarı’na çıkılıyor. Camiye yakın bir arka sokakta, şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ve yaşamının son yıllarını geçirdiği, eski Diyarbakır sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan evi, Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi (Pazartesi hariç her gün 08:00-12:00 ve 13:00- 17:00 arası açık. Ziya Gökalp Sok. No:3, 0412 223 89 58) ziyarete açık. Bir zamanlar kent aristokrasisinin yaşadığı konakların bulunduğu sokaklara dalmadan önce, hemen önünüzdeki Hasan Paşa Hanı’na bir göz atın. 500 yıllık han, 200 yıl öncesine kadar, elmas ve pırlantaların işlendiği ve dünyaya pazarlandığı önemli bir ticaret merkeziymiş. Eski Yoğurt Pazarı’nı geçince, sokağın içinde, dünyada muhtemelen bir başka benzeri olmayan, ünlü Dört Ayaklı Minare ya da diğer adıyla Şeyh Mutahhar (Matar) Camii durur. Bizans dönemine ait, dört yuvarlak sütun üzerine oturtulmuş bu dört köşeli, siyah ve beyaz kesme taşlardan oluşan minare, 1500 yılı, Akkoyunlu eseri.

Kentin hálá kullanılmakta olan iki Hıristiyan ibadethanesinden biri, Keldani Kilisesi. M.S. 4. yüzyıldan kalma kiliseyi size Keldani Katolik Kilise Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kasar gezdirecek. Bugün Türkiye’deki 450 Keldani ailesinden birkaçı Diyarbakır’da yaşıyor. Tekrar Dört Ayaklı Minare’ye gelip, bu kez sağdan devam ederek, ilk sola kıvrılınca, Savaş Mahallesi, Göçmen Sokak’ta, restorasyonun sürdüğü Surp Giragos Ermeni Kilisesi var. Aynı sokaktaki Esma Ocak Evi (sadece cumartesi ve pazar günleri açık ancak haftaiçi de şansınızı deneyebilirsiniz), Diyarbakır sivil mimarisinin tipik ve başarılı bir örneği.

Urfa Kapı’ya doğru, Balıkçılarbaşı’ndan Melik Ahmet Caddesi’ne çıkınca, sağdaki dar sokaklardan birinde, Sin Camii arkasında, 400 yıllık eski bir Diyarbakır evinden dönüştürülen Dicle Fırat Kültür Sanat Merkezi, genç ve canlı bir mekán. Yine bu civarda, Japon Pasajı’nın arkasında, 16. yüzyıla ait Behram Paşa Camii, Mimar Sinan’a ait. 15. yüzyıla ait Parlı (İpariye ya da Safa) Camii ise güzel kokulu minaresiyle ünlü. Minare inşa edilirken, harcı, Diyarbakır çevresinden toplanan kokulu bitkilerle karılmış. Yakın zamana kadar, kokusu azalmasın diye, hafta boyunca üzerine bir kılıf geçirilen minare, sadece cuma namazında, hutbeden önce açılıp, hutbe bitince kapatılırmış. Kokusu bir yana, minarenin üzerindeki kûfi yazılara ve geometrik şekillere bakarak, taş işçiliğindeki ustalığı teslim etmek gerekiyor. Arka sokakta planında ve mimarisinde Mimar Sinan’ın etkileri hissedilen 16. yüzyıla ait Melik Ahmet Paşa Camii görülebilir. Diyarbakır’daki diğer Mimar Sinan eserleri, İskender Paşa Camii ve Ali Paşa Camii ve Külliyesi. Urfa Kapı’dan Mardin Kapı’ya uzanan Turistik Cadde’ye dönünce, soldaki Ana Sokak sizi, Mezopotamya’nın en eski halkı Süryaniler’in, 1700 yıllık Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi’ne götürür.

NASIL GİDİLİR?

Yolculuk Mardin’den Diyarbakır’a yapılabileceği gibi Diyarbakır’dan Mardin’e doğru da yapılabilir. Kendi arabanızla gitmeyi düşünmüyorsanız, iki kentte de havaalanı var. Mardin- Diyarbakır arası direkt yol, 95 km.

Mardin; İstanbul- Kocaeli- Adapazarı- Düzce- Bolu- Ankara (Ankara’dan itibaren aşağıdaki gibi) 1620 km. Ankara- Aksaray-Adana- Osmaniye- Gaziantep- Şanlıurfa- Viranşehir- Kızıltepe- Mardin (ya da Harran- Ceylanpınar- Kızıltepe- Mardin) 1200 km. İzmir- Uşak- Afyon- Konya- Adana (Adana’dan itibaren yukarıdaki gibi) 1550 km

Diyarbakır; İstanbul- Kocaeli- Sakarya- Düzce- Bolu- Ankara- Kırıkkale- Kırşehir- Nevşehir- Kayseri- Malatya- Elazığ- Diyarbakır 1365 km. Ankara- Kırıkkale- Kırşehir- Nevşehir- Kayseri- Malatya- Elazığ- Diyarbakır 916 km

İzmir- Kula- Uşak- Afyon- Konya- Adana- Osmaniye- Gaziantep- Şanlıurfa- Siverek- Diyarbakır 1420 km.

Uçak; Diyarbakır Havaalanı (0412 232 32 60) merkeze 7 km. mesafede. THY (444 0 849- 0412 228 84 01) ve Onur Air’ın (0412 223 53 12) Diyarbakır’a seferleri var. Mardin Havaalanı (0482 313 34 00), merkeze 18 km. mesafede. Mardin’e sadece THY (0482 313 27 18- merkezdeki satış ofisi 0482 213 37 73- 74) uçuyor. Batman Havaalanı’ndan (0488 213 91 49), THY’nin (444 0 849, 0488 213 91 49), haftanın üç günü Ankara aktarmalı seferleri var. Havaalanı, Batman merkeze 3, Hasankeyf, Batman’a 37 km. mesafede. Tren; İstanbul’dan hareket eden Güney Ekspresi Ankara’ya uğrayıp, Diyarbakır’a gidiyor. Diyarbakır Tren Garı (0412 221 87 87), İstanbul Haydarpaşa Tren Garı (0216 336 04 75), Ankara Tren Garı (0312 311 49 94).

NEREDE KALINIR?

Mardin’i tam anlamıyla yaşamak için Erdoba Konakları’nda (0482 212 76 77, 0482 213 77 87, http://www.erdoba.com.tr/), kalmalısınız. Mardin’in yeni konaklama seçeneği Büyük Mardin Oteli (0482 213 10 47), turist gruplarının tercihi. Ekonomik konaklama için, Mardin’in köklü otellerinden, 3 yıldızlı Bilen Hotel (0482 213 03 15), kentin yeni kısmında. Mardinli bir ailenin evinde (0482 213 30 72, 0526 57 59) kalmak istiyorsanız, kızkardeşler Makbule ve İrem Yıldırım sizi memnuniyetle ağırlayacaktır. Savur’da müzelik eşyalarla dolu, iki asırlık Mardin evinde (Nevin Hanım, 0482 571 21 27), kalmasanız da terasında yöresel yemekler yemek için uğrayın. Midyat’ın görkemli Süryani evi bugün turistleri ağırlayan Devlet Konukevi (Midyat, 0482 462 11 01). Cizre- Silopi yolu üzerinde, Nusaybin’e 20 km mesafedeki, 4 yıldızlı Nezirhan Otel (0482 446 34 16/ 17), 20 yıldır hizmet veriyor. Batman’da kalınabilecek oteller; Otel ASKO **** (0488 214 92 34), Turhan Otel (0488 214 55 02) ve Zeki Otel (0488 213 36 39). Diyarbakır’da otel sıkıntısı çekmeyeceksiniz: Hotel Dedeman ***** (0412 229 00 00), Büyük Kervansaray Oteli ***** (0412 228 96 06), Class Hotel **** (0412 229 50 00, http://www.diyarbakirclasshotel.com/), kentteki en iyi seçeneklerden. Yenilenen dekorasyonuyla Demir Otel **** (0412 228 88 00), Suriçi’nde. Turistik Otel *** (0412 224 75 50), 1953 ‘ten beri Diyarbakır’da hizmet veriyor. Grand Güler Hotel *** (0412 229 22 21) ve Balkar Otel *** (0412 228 63 06), merkezi konum ve uygun fiyat arayanlar için.

NEREDE YENİR?

Bir Mardin yemekleri mabedi olan Cercis Murat Konağı (0482 213 68 41, http://www.cercismurat.com/), Mezopotamya Ovası’na bakan terası ve şık ağırlama tarzıyla, Mardin’in klasiklerinden. Erdoba Konakları’nda (0482 213 77 87) enfes yöresel yemekler tadabilirsiniz. Uygun fiyatlarda yemek için, beş çeşit yöresel yemekten oluşan Mardin Tabağı ünlü Turistik Et Lokantası (0482 212 16 47) ve kebapları lezzetli Çağ Urfa Sofrası’na (0482 212 65 55) uğrayın. Savur girişindeki Uğur Alabalık Tesisleri’nde (0482 571 28 32), emekli öğretmen İsa Bey’in kişnişli alabalık, nar ekşili, sumaklı salata, antep fıstıklı tahin helvasını denemelisiniz. Midyat’a 2 km mesafedeki Estel’de mütevazı ve temiz Bahar Sofra Salonu’nda (0482 462 11 13), sulu yemekler, çorbalar, ızgaralar var. Pasta ve pizza salonu Cafe Hoşgörü (0482 416 02 05) Nusaybin’de mola vermek isteyenler için. Diyarbakır’da yemek bir keyif. 400 yıllık bir Diyarbakır evi olan Lebeni Diyarbekir Evi’nde (0412 228 58 55), atmosfer kadar yemekler de akılda kalıyor. Bir başka tarihi Diyarbakır konağı, havuz başında yemek yiyebileceğiniz Çemçe Diyarbakır Mutfağı (0412 229 43 45). Diyarbakır’a özgü, kaburga dolmasının alásı, Selim Amca Sofra Salonu’nda (0412 224 44 47) ya da eski bir Diyarbakır evinde hizmet veren Mezopotamya Konağı’nda (0412 223 10 40). Güneydoğu’daki, aile içi şiddet yaşayan kadınlara destek veren en etkin kadın örgütlerinden Ka-mer’in, kadınlara iş istihdamı yaratmak ve kadın çalışmalarına ek gelir sağlamak için açtığı Ka-mer’in Mutfağı’nda (0412 229 04 59), başka restoranlarda bulamayacağınız, enfes yöresel yemekler var. Yumuşacık ciğer şiş, taptaze bir salata ve uygun fiyatlar, Dağkapı Ciğercisi’nde (0412 224 10 15). Ben- u Sen Restaurant (0412 224 16 55), yazar ve şairlerin uğrak yeri, bir Diyarbakır meyhanesi. Leziz çiğ köfte ve nar ekşili kaşık salata Çiğ Köfteci Hacı Siraç’ta (0412 228 88 48). Deniz ürünleri de bulabileceğiniz, kentin şık restoranı Asmin Restaurant’ın (0412 224 31 97) 


Yorumlar - Yorum Yaz


Gulabla Facebook Fans
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 11° 3°
Takvim

Web tasarım yorumları

Lezzet Merkezi

facebook

twitter

           


Copyright © 
www.gulabla.net
Tüm Hakları Saklıdır. Içerikler Izinsiz Kullanılamaz.
2014 - 2015
 Marka : GULABLA ™
Bu site www.esnafyazilim.com
tarafından yapılmıştır
------------------------
ANASAYFA